AH ŞU YAŞAMAK

 

         

              

 

            Balıkçı Melih'in Öyküsü

 

  Anamur sahilinde gün akarken suya,
  Uzatırdı ellerini ufuktan akşam.
  Muttasıl bakışlarımızda gün batımı,
  Ah derdim:-Şu köşede oturup ağlasam,
  Divane çığlıklarımı vursam kıyıya.

  Düşünceye boğardı azgın dalgalar,
  Bulurdum o bahsız balıkçının öyküsünü,
  Ak sakallı bir balıkçının gözyaşlarında.
  Ak kanatlı kuşlar süzerdi gökyüzünü.
  Derin sessizliğe gömülürdü sular

  Titrek bir mum ışığı parlardı Mahmure'den,
  Çırpınan sularda veda ederken güne.
  Kuşatırdı geceyi serap gibi hüzün,
  Yıldızlar düşerdi hırçın suyun üstüne,
  Bir mabet kadar efsunlu geniş semadan.

  Mavi bir hayal sisi sarardı dört yanı,

  Bahtsız balıkçıyı çağırırdı deniz kızları,
  Çağlar ötesi yaşanan anılardan.
  Alırdım avucuma bütün yıldızları,
  Arardım denizlerde o bahtsız balıkçıyı

  Yolum düşmese de bir daha sahillere
  Ufkumda perde perde hayali silinmez,
  Anarım bu öyküyü her yakamoz ışığında
  Nasıl dayanmıştır bu acıya bilinmez,
  Sevdiklerine balık tutan  bahtsız balıkçı MELİH BÜKER

 

                                                Zekeriya Arslantaş-2007

                                                Anamur

 

 

 

            Bahtsız Balıkçının Öyküsü

 

  Çıkardı her gün tan ağırmadan balığa, uçkuru yarım bağlı

  Dönmezdi gün batımından önce,küfrünü tüm deryaya

  sunmadan

  Lakin bahtıda kendi gibi garibandı

  Gönlü gibi balık sepetide boştu

 

  Atardı lime lime ağlarını suya, söverek

  Bakardı aynasından kel kafasındaki bir tutam saçına ve pis

  sakalına

  Açık ve güneşli havada geğiriken,tükürürde denize hokkayla

  Kokusu kokarcaları kaçıracak kadardı,yarenleri ise bitle

  pireydi

 

  Balıkçıların bahtsızıydı

  El alem bulurken envayi tür balık eti

  Onun kısmetine zargana,turna

  Yinede tutardı başını,okşar fışkırtırtı tüm hevesiyle

 

  Kayığını bağlardı iskele babasına

  Kendisi gibi bodur ve şişman

  Yürürdü kulübesine giden taşlı yolda

  Bebek mezarı gibi ayaklarıyla

 

  Yalnızdı,uğrardı ara sıra balıkçılar kahvesine

  Lakırdısı bol,hayali hoş anlatırdı

  Şimendifer borusu gibi sesiyle

  Ona tek gülümseyen ise Sırdaş Balıkçısıydı

 

  Bir kız sevmişti,kaktüs misali

  Evde kalmış,varamamış bir köre

  İstemişti ama vermemişlerdi

  Eli ayı pençesi gibi elli okka diye

 

  Garibandı işte,anlatılacak,söylenecek

  Hikayesi yoktu

  Yaşardı umut ile

  Patlıcan moru hayalleriyle

                                                Zekeriya Arslantaş-2007

                                               Anamur

 

 

                  Anadolu Destanı

Gelmişiz uzak yurtlardan
Atalarımızın cirit oynadığı ovalardan
Koyun,yak otlattığı yaylaklardan
Alnın ak,gözün pek,sözün öz olduğu diyarlardan

Namertoğlu basmış obaları geceden
Kılıç vurmuş kadın çocuk yaşlı demeden
Kıyasıya uğraş olmuş,yakılmış ağıtlar gönülden
Yormuş evliyayı,gitsek mi güzelim memleketimizden

Ol Türk Boyları gelmiş Horasan'a hasretten
Vardır toprağında ne ararsan, nimetten
Dirlik bulamamış,Pers,Afgan başındayken
Göç etmiş,huzur bulmuş İslam Elleri'nden

Yayılmış Mezopotamya,İskenderiye tez elden
Ama durur mu yaban boş,hınçla hiddetlen
Gelmiş üstüne sekiz defa zırhıyla fütur dilemeden
Yiğit kılıç vurmuş ,ok üşürmüş, kovmuş yurttan hepten

Gayrı canına tak etmiş,izlemiş onu iz yolundan
Bulmuş gavuru Malazgirt'te Miryakefolan'da hazırdan
Vurmuş kılıcını derinden,üşürmüş okunu gergin yayından
Bir daha karşısına çıkmasın hiç, yaban korkusundan

Gavur boş durur mu ininde tasadan,dertten
Nerde mazlum,garip bulmuş,varmış üstüne hainliğinden
Ayırmamış kadın,çocuk,yaşlı demeden
Vurmuş karada,denizde can ocağı yerinden insaf etmeden

Olmuş Sultan İslam'a Halife,vebali büyükten
Gerektir Cihana hak ve hakkaniyet itikatinden
Düşmüş yollara,gavura ulaşıp öfkeylen
Dikilmiş karşısına bir elinde Kur'an sebat ilen

Olmuş Dünya'ya Sultan,artmış vebali Kul hakkı Veraseten
Getirmiş hak isteyene adalet hakikaten
Huzur isteyene bahtiyarlık cümleten
Etmemiş zulüm tebasına, olmamış cankeş halkı gerçekten

Dünya uyumuş,su uyumuş,yılan uyumuş derinden
Lakin uyumamış Gavur tek gözü açıkken
Olmuş Türk'e düşman bir elinde kanlı hançeriylen
Bilenmiş uyumadan hırsından kininden öfkesiylen

Başlamış içerden dışardan,nifaklar,sürtüşmeler her yerden Sizlere bilim,ilim, irfan diyerekten safsatadan ,hayırlar benden
Anlayamamış,bilememiş garipler teslimiyetten
Doğru sanmış kafa sallamışlar hep beraber sevinçten

Almış gafilin vatanını elinden,ruhunda şeytan ilen
Beyninde ur yüzünde nurlan gerinirken
Eylemiş her yeri feryat ve figan, gezinirken
Anlamamış peşinden giden gafiller beraberken

Gelinmiş son kale Çanakkale zaptı gereken
Dayanmış yedi düvel topuylan tüfeğiylen cengaverken
Geçememişler,yıkamamışlar kaleyi karadan denizden
Bilememişler,Mehmed'i iyice tanımışlar şeytan iken

Beyninde ur yüzünde nur şeytan ile ahvalden
Biz geldik öbür Dünyadan,Allah'u Taila'dan emirlen
Cümme haşa Osmanlıdan kurtardık sizi kerhen
Varın gidin huzurla yaşayın aha size toprak hepten

Aklı ermemiş Türk'ün bir avuç toprağa kıraçtan verilen
Niyedir,nicedir elimizdekini almak hepten
Kardeş yaşamak,yapışıp sabanın sapına gönülden
Yol gardaş toprağını ekmek,ağları çekmek sulardan hepten

Bir oğul çıkmış,adı Mustafa Kemal imiş,paşaymış özden
Demiş olmaz hakkı hak yapan Allah'tır, niyaz kabulden
Yurtta Sulh Cihanda Sulh demiş gönülden
Toplamış başına Bilgeleri,kurmuş Ordusunu yeni baştan

Yoklan varolan bir kağnı birde tüfekmiş,varmış imandan gelen
Geçmiş Anadolu'ya bir vapurla hırs ilen suküttan
Demiş Cihan'a yanlış yaptınız olmaz fesatlık hepten
Burası Anadolu,vermez toprağını kanıyla sulamadan Eren

Esirgememiş analar oğullarını sütlerinin helaliyle hepten
Vermişler Mustafa Kemal'e fedam olsun diyerekten
Yürüsün düşman üstüne hep birden,aman vermeden
Kurtarsın Vatanı pak gidelim Allah Katı'na namus temizliğiylen

Sütü haktır helaldir, Mehmed'in yiğitliğinden
Giymiş sırtına urba ayağı çıplakta, yokken
Elinde tüfek, alnında ter ilen
Bileğinde kuvvet,yüreğinde kudret ilen

Cihan görmemiş böyle yiğit özü öz, sözü söz kendinden
Durmamış,kaçmış,arkasına bakmadan beyninde ur ilen
Yine geleceğiz Anadolu'ya sır ilen kerhen,karda iz vermeden
Beni hala bellemedin mi,fesadım kahpeyim ben hepten

Burası Anadolu, yüreği sancı dolu
Burası Anadolu, cefakar, çilekar dolu
Burası Anadolu, şehit oğlu şehit dolu
Burası Anadolu, Mustafa Kemal Atatürk dolu.

                                                                         Zekeriya Arslantaş-2006

                                                                         Anamur

 

    AH ŞU YAŞAMAK

 

 Bir yoldur yaşamak

 Tozlu,dumanlı

 Ziftli,çakıllı

 Taşlı,topraklı

 Ne virajını görürsün

 Ne doğrusu az eğrisi çok çıkışını

 Nede yardan aşağı inişini

 Birde ya şu heyalanlar seller

 

 İşte benim yolum,böyledir işte

 Sitem diye algılamayın

 Az gülmedim,eğlenmedim,mutlu bile oldum 

 Hayatın geçen km taşlarında

 

 Hayatın kırkıncı km taşında

 Arkada toz duman içinde ne ararsan

 Ah keşkelerim tepe tepe

 Ya feryat figanlarım olmuş bulut

 Yağar üstüme sicim gibi

 Yanlızlığın yeknasaklığının ışığıyla

 Yürümekle sendelemek arası

 Eh sürünmekte vardı çok şükür

 Ya gözyaşlarım olsaydı pınar

 Söyle be arkadaş yaraya niye tuz basarlar

 

 Ne güzeldi emeklerdim çocukluğumda

 Gençliğimde koşardım yorulmadan

 Kendimi bildiğimde,yürüyordum emince

 Nerden çıktı bu sendelemek,düşe kalka yol almak

 Söyle be arkadaş imkanlımıdır bu yolda dosdoğru gitmek

 

 Çorba acısı fazla diye dökülür mü

 Tuzu fazla diye atılır mı

 Acısı,tuzu olmasa tatlının

 Söyle be arkadaş keyfine varılır mı

 

 Çiçeklerin hası gül mü dür

 Dikeni acıtmasa kanatmasa

 Ayrılık acısı olmasa

 Söyle be arkadaş, sevda ateşi harlımıdır

 

 Balık misali sudaki oksijen yeter olsa

 Peki nicedir,azot, monoksit, toz duman

 Yaşamak,mikropla,bakteriyle,birde baş belası kanser

 Söyle be arkadaş,her ağlayış gülüşün müjdesi değilmi dir

 

 Söyle be arkadaş

 Yaşamak,varsın olsun yaşamak

 İnsan olmanın,kul olmanın gereğimidir

 Ah şu yaşamak

                                                    Zekeriya Arslantaş-2007

                                                    Anamur